Fark Yaratanlar
1.7.2026

Aynı Doğaya Farklı Bakmak: Kuş Kolektifi

Program Gönüllümüz Günseli Özdemir, 17.Sezon Fark Yaratanlarımızdan Kuş Kolektifi kurucusu Yaz Güvendi ile çalışmalarını konuştu. 
 

Günseli Özdemir: Yaz, kuş şeklindeki küpelerin hâlâ aklımda. Bu küpelerin sahibi mutlaka renkli bir karakter olmalı diye düşündüm. Bize biraz kendinden bahseder misin?

Yaz Güvendi: Fark etmen ve hatta unutmaman ne güzel :) Neredeyse her zaman ya üstümde ya da çantamda bir kuş figürü taşırım. 15 yıldır doğa koruma alanında çalışıyorum ve iklim, çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerine birçok projede yer aldım, kampanya yürüttüm. Bir yandan da kuş gözlemcisiyim.

Doğaya duyduğum merak çocukluğumdan geliyor ama yıllar içinde bu merak yaptığım işin de merkezine yerleşti. Doğa koruma alanında çalışırken sanatın, bilimin ve hikâye anlatıcılığının bir araya geldiğinde çok daha güçlü bir etki yaratabileceğine inanmaya başladım. Bu yüzden kuşların sesleriyle ilgilenmeye başladım. Bugünlerde sahalarda kuşların seslerini kaydediyorum, bu kayıtları müzikle buluşturuyorum ve sanatın doğa koruma için nasıl bir araç olabileceğini araştırıyorum.

Sanırım dışarıdan "renkli" görünmemin sebebi de bu. Bilimle sanatı, sahayla stüdyoyu, kuş gözlemciliğiyle müzik üretimi gibi farklı alanları aynı hayatın içinde buluşturmayı seviyorum. Bana göre bunların hiçbiri birbirinden ayrı değil; hepsi aynı hikâyenin farklı parçaları.

G.Ö: Yollarda, yeni coğrafyalar ve insanlar tanıyarak büyüdüğünden bahsediyorsun. Bu yolculuklar arasında sende en çok iz bırakan bir deneyimi bizimle paylaşır mısın?

Y.G: Aslında ben daha 52 günlükken yollara düşmüşüm :) Ailem beni çok küçük yaşlardan itibaren farklı coğrafyalarla ve insanlarla tanıştırmış. O yüzden kendime rahatlıkla biraz göçebe diyebilirim.

Tek bir yolculuk seçmek zor. WWF'in Blue Panda yelkenlisinde altı ay boyunca Akdeniz'i dolaşırken plastik kirliliğine karşı kampanyalar yürütmek, Fethiye'de orman yangınlarına dikkat çekmek için paraşütle atlamak ya da birkaç ay önce Sri Lanka'da kuş gözlemi yapmak... Her biri bana başka bir şey öğrettiler. Doğduğum ve büyüdüğüm şehir İstanbul'da bile sürekli yeni rotalar keşfediyorum, yeni insanlarla tanışıyorum ve gözlem yapıyorum.

Geriye dönüp baktığımda Kuş Kolektifi'nin çok yönlü yapısının da bu yolculuklardan beslendiğini görüyorum. Blue Panda bana kolektif hareket etmeyi, sahada üretmeyi öğretti. Doğa koruma kampanyaları cesaretimi büyüttü. Kuş gözlemleri ise bana yavaşlamayı ve gerçekten bakmayı öğretti. Bugün yaptığım işin içinde bunların hepsinden biraz var.

G.Ö: Kuş Kolektifi, doğayla kurulan bağı pozitif bir dille güçlendirmeyi amaçlıyor. “Miras” albümü de bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biri. Albümün ortaya çıkış sürecini bizimle paylaşır mısın? “Miras” gibi farklı ve yaratıcı projelerin devamı gelecek mi?

Y.G: Sanatı doğa koruma mücadelesinde bir araç olarak kullanma fikri aslında çok kişisel bir heyecan anıyla başladı. Yaklaşık dört yıl önce Avustralya'da çıkan nesli tükenen kuşların seslerinden oluşan Songs of Disappearance albümünü gördüm. Haberi okur okumaz "Keşke biz de Türkiye'nin tehlike altındaki kuşlarının seslerinden bir albüm yapsak ve bir gün Avustralyalılar da bizim kuşlarımızı dinlese." diye düşündüm.

Albümü dinlediğimde her parçanın yalnızca kuş seslerinden oluştuğunu gördüm. Aslında bir kuş sesi havuzu müzik platformlarında yer alıyordu. Bu haliyle çok kıymetliydi ama bana eksik geldi. Anadolu'ya ait bir albüm yapacaksak, sadece biyolojik çeşitliliğimizi değil, kültürel çeşitliliğimizi de anlatmalıydık. Çünkü sadece canlı türleri değil, kültürel mirasımız da sessizce yok oluyor.

O anda yıllar önce Köroğlu Dağları'nda izlediğim köçekleri hatırladım. Hepimiz o kültürün güzelliğine hayran kalmış, ama aynı zamanda yavaş yavaş kaybolduğunu fark etmiştik. İşte albümün fikri orada tamamlandı: Nesli tehlike altındaki kuşların seslerini, kaybolmaya yüz tutmuş Anadolu çalgılarıyla buluşturmak.

"Miras"ın bende en büyük karşılığı da bu oldu. İnsanlar kuşların seslerini dinlerken sadece doğayı değil, kültürü de düşünmeye başladılar. Sanatın en sevdiğim tarafı bu; bazen uzun uzun anlatamayacağınız bir meseleyi birkaç dakikalık bir deneyimle kalbe taşıyabiliyor olması.    

Ve evet, devamı geliyor. :) Kuş Kolektifi'ni tek bir albüm olarak değil, doğa ile sanat arasında kurulan uzun soluklu bir yolculuk olarak görüyorum. Geçtiğimiz ay Bodrum'da DAA Art Residency’nin davetiyle bir sanatçı programındaydık ve yönetmen Ziya Demirel'le yeni bir tiyatro projesi üzerine çalışmaya başladık. Bir yandan Kuş Kolektifi’ni konserlerle sahneye taşımaya hazırlanıyoruz. Şimdilik tüm sürprizleri paylaşmayayım ama Kuş Kolektifi'nin önümüzdeki dönemde farklı sanat disiplinleriyle büyümeye devam edeceğini söyleyebilirim.

G.Ö: Kuş Kolektifi’nin amaçlarından biri de daha güçlü bir kuş gözlem kültürü oluşturmak. Kuş gözlem kültürü nedir? Bu alana ilgi duyan kişiler meraklarını nasıl derinleştirebilir?

Y.G: Bir serçenin ötüşünü, bir ebabilin gökyüzündeki hareketini ya da mevsimle birlikte değişen kuş seslerini fark etmeye başladığınızda aslında doğayla ilişkiniz de değişiyor. Aynı sokağa, aynı parka, aynı ağaca başka gözlerle bakmaya başlıyorsunuz. Kuş gözlem kültürü edinmek benim için biraz da böyle bir şey.

Türkiye, bulunduğu konum ve göç yolları üzerinde yer alması sayesinde kuş çeşitliliği açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Buna rağmen kuş gözlemcisi sayımız birçok ülkeye kıyasla oldukça az. Kuş Kolektifi ile hayalimiz, kuş gözlemini sadece belli bir grubun hobisi olmaktan çıkarıp herkes için erişilebilir bir doğa deneyimine dönüştürmek.

Bu alana ilgi duyanlara ilk önerim, çok uzaklara gitmeye çalışmamaları. Pencerelerinin önündeki kuşlarla ya da mahalle parkındaki türlerle başlayabilirler. Kerem Ali Boyla ile birlikte her hafta NTV Radyo'da hazırladığımız Şehir Kuşçuları programını dinleyebilir, kuş gözlemcilerini ve bu alanda çalışan dernekleri sosyal medyada takip edebilirler. Türkiye'nin Kuşları gibi başlangıç kitapları edinebilir, kuş gözlem yürüyüşlerine katılabilir ya da kuş seslerini tanımaya yardımcı mobil uygulamaları kullanabilirler. İmkânları varsa bir dürbün edinmeleri de bambaşka bir kapı açacaktır.

Kuş gözlemi sadece kuşları tanımayı değil, yaşadığımız yeri tanımayı öğretiyor. Bence bugün en çok ihtiyacımız olan şey, yaşadığı çevreyi merak eden daha fazla insan.

G.Ö: Kuş Kolektifi’nin farklı disiplinleri bir araya getiren bir topluluk olma fikri var. Senin hayatında da kolektif üretim önemli bir yerde duruyor. Hayalindeki topluluk nasıl bir yer? Nasıl bir üretim ve paylaşım alanı tasavvur ediyorsun?

Y.G: Hayallerim zamanla değişiyor. Birkaç yıl önce önceliklerim başkaydı; bugün ise iyi olma hâli, sağlık ve doğayla kurduğumuz ilişkinin insan üzerindeki etkisi daha çok ilgimi çekiyor.

Aslında Kuş Kolektifi, uzun zamandır kurmayı hayal ettiğim pek çok fikrin kesişim noktası. Onu tek bir proje ya da tek bir ekip olarak görmüyorum. Daha çok farklı kollara uzanan, yaşayan bir ekosistem gibi hayal ediyorum.

Bir yanda müzik olsun, bir yanda tiyatro, eğitim, kuş gözlemi, bilim, çocuklarla çalışmalar... Hepsi aynı amaç için birbirini beslesin. İnsanlar sadece izleyici olmasın; bir fikirle, bir beceriyle ya da sadece merakıyla gelip katkı sunabilsin. "Ben burada kendimden bir parça buluyorum." diyebilsin.

En çok istediğim şey galiba: Kapısı açık bir topluluk kurmak. Biri yeni bir fikirle geldiğinde "Bunu birlikte nasıl mümkün kılabiliriz?" diye düşünen bir yer oluşturmak. Çünkü dönüp baktığımda, beni en çok heyecanlandıran işlerin neredeyse hepsi bir araya gelen insanların ortak emeğinden doğdu.

G.Ö: Fark Yaratan olmak senin için ne anlama geliyor?

Y.G: Eskiden "fark yaratmak" deyince aklıma büyük projeler ya da çok kişiye ulaşmak gelirdi. Bugün ise buna biraz daha farklı bakıyorum. Bence fark yaratmak, insanların dünyaya bakışında küçük de olsa bir değişime vesile olabilmek. Birinin ilk kez bir kuşun sesini fark etmesi, yaşadığı mahallenin canlılarına merak duyması ya da doğayı kendinden ayrı görmemeye başlaması... Bunlar bana göre çok büyük dönüşümler. Yaptığımız işlerin ortak noktası da bu aslında. İnsanlara ne düşünmeleri gerektiğini söylemek yerine, onlarda merak uyandırmaya çalışıyoruz. Çünkü merakın olduğu yerle bağ kuruluyor; bağ kurulan şeyi de korumak istiyoruz. Eğer yaptığımız işler bir kişinin bile yaşadığı yere, doğaya ya da birbirimize biraz daha dikkatle bakmasını sağlıyorsa, benim için gerçek fark tam da orada başlıyor.

G.Ö: Duygu yoğunluğu yüksek, içten paylaşımlarının arkasında zor zamanlardan geçmiş bir kadın olduğunu hissediyorum. Ancak dikkatimi en çok çeken şey, her anlatında mutlaka umuda da yer vermen. Sen bugün umudu nasıl tanımlıyorsun?

Y.G: Jane Goodall'ın umut tanımını çok seviyorum. O, umudun pasif bir iyimserlik değil, eyleme geçme cesareti olduğunu söylüyor.

Hayat hepimize zor zamanlar getiriyor. Böyle dönemlerde sürekli umutlu hissetmek mümkün olmayabiliyor. Ben artık umudu bir duygu olarak değil, bir seçim olarak görüyorum. Sonuçtan emin olmasam bile üretmeye, paylaşmaya ve elimden geleni yapmaya devam etmek...

Doğa da bunu her gün hatırlatıyor bana. Bir tohumun filizlenmesi, yıllar sonra yeniden görülen bir kuş türü ya da insanların bir araya gelerek imkânsız gibi görünen bir şeyi değiştirebilmesi... Bunların hiçbiri kendiliğinden olmuyor; emek, sabır ve birlikte hareket etmeyi gerektiriyor.

Belki de bu yüzden yaptığım işlerin merkezinde hep umut var. Bir kuşun sesini ilk kez fark eden bir çocukta, bir konserden sonra yanıma gelip "Sayenizde artık kuşlara daha çok dikkat edeceğim." diyen bir dinleyicide ya da birlikte üreten insanların heyecanında umudu görüyorum.

Benim için umut, her şeyin iyi olacağına inanmak değil; daha iyi bir dünya ihtimaline katkı sunmayı seçmek. Çünkü bazen en büyük değişimler, bir insanın dünyaya biraz daha dikkatle bakmasıyla başlıyor.

Kuş Kolektifi çalışmasını takip etmek için tıklayın. 

 

Benzer Haberler Tüm Haberler

Zero Project 2020 aday listesinde Fark Yaratanlar damga vurdu!
5.11.2019

Zero Project, engelsiz bir dünya misyonu ile çalışmalarına devam eden Zero Project, dünya çapında engelli bireylerin ...

Devam
Küresel Filantropi Ağı’ndan ziyaret!
5.11.2019

Dünyanın dört bir yanından hayırsever ailelerin oluşturduğu Küresel Filantropi Ağı’ndan bir heyet; 7. Sezon Sabancı Vakfı Fark Yaratanı Temel İhtiyaç Derneği...

Devam
11. Sezon Başvuruları Başladı!
5.11.2019

“Fark Yarat Hayatlar Değişsin!” diyen Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı, toplumsal gelişmeye katkıda bulunan kişilerin hikâyelerini Türkiye çapında daha fazla görünür kılmak ve diğer insanlarda ...

Devam
Sonuç bulunamadı, lütfen arama kriterlerinizi değiştirip tekrar deneyin.
Newsletter
E-Bülten

Size ilham verecek haberleri bültenimize kaydolarak e-posta adresinize alabilirsiniz.