Program Gönüllümüz Günseli Özdemir, 17.Sezon Fark Yaratanlarımızdan Engelsiz Nota'nın kurucusu Ali Caner Alpaslan ile hem erişilebilir müziğe dair çalışmalarını hem de hayallerini konuştu.

Günseli Özdemir: Ali Caner, bugün seninle konuşmamıza vesile olan hikâyenin başlangıcında, 6 yaşında Kültür Bakanlığı Devlet Çok Sesli Korosu’na katılman var. Sen hikâyeni anlatırken beni en çok etkileyen şey, 6 yaşındaki bir çocuğun “Ben bu notayı ezberleyemem.” diyerek pes etmemesi; aksine, “Bu notayı bir hafta içinde öğrenmem gerekiyor. Bunu nasıl yapabilirim?” diye düşünüp çözüm üretmeye başlaması oldu. O günleri, öğrenme sürecini ve bu sürecin sana kattıklarını biraz daha detaylı anlatır mısın?
Ali Caner Alpaslan: Aslında o dönemde çözüm üretmeyi düşünen kişinin ben olduğumu söylemek pek doğru olmayabilir. Şef benim için “2 hafta içinde verilen notaları okuyabiliyor olmak” kuralını koymuş ve çözüm olarak da görme engelli bir öğrenciyi ihtiyaç duyduğum notaları yazması için görevlendirmişti. Eğer “Hayır, bunu yapamam.” deseydim, koro serüvenim başlamadan bitecekti. İlerleyen süreçte, her hafta yeni nota geldiğinde, notaların Braille versiyonunun bana ulaşması aksadı ve solfejlere katılamadım. Şef bu durumun nedenini sorduğunda notaların henüz hazır olmadığını söyledim. Ancak 90'lar çocuklarını, şimdiki ya da 10-20 yıl önceki çocuklar gibi düşünmeyin. O zamanlar, öğretmen bize kızdığında, onun istediği bir şeyi yapmadığımızda bu bizim için can sıkıcı bir durumdu. Bu durumun tekrarlaması ailemiz tarafından da hoş karşılanmazdı.
En önemlisi, zaman geçtikçe koroda yer almayı ve müziği çok sevdim. Şarkı söylemekten çok müziğin içinde olmak ve topluca bir şeyler yapmak bana keyif veriyordu. Bu sebeple insanların notaları öğrenmediğimi düşünmesini istemedim. 120 kişilik bir koroda bunu yapmanın ilk yolu, dudaklarımı herkesle aynı şekilde oynatmaktı. Herkes okurken siz heykel gibi oturmazsanız, herkes “Sol” derken siz “Mi” demezseniz, aslında notaları bilmediğiniz ve duyduğunuzu taklit etmeye çalıştığınız anlaşılmıyor. Kötü söylediğimiz zamanlarda Şef bizi daha küçük gruplar halinde, sıra sıra ya da ikili gruplar halinde çalıştırırdı. Bana da genellikle en son sıra gelirdi. Bu da bana o zamana kadar söyleyeceğimiz pasajı ezberleme fırsatı tanırdı.
Tüm bu süreçte aynı heceyi ve sesi çıkarmayı, daha önemlisi, piyanoda duyduğum notaları anında tanıyarak eşzamanlı olarak solfeje katılmayı öğrendim. Hatta size ilginç bir anımı anlatayım: müzik yeteneğini ölçen sınavlarda, 3-4 ölçülük kısa ezgiler çalınır ve adaydan bunları “Na” hecesiyle bire bir tekrarlaması istenir. Ben bu bölüme çalışırken beni sınava hazırlayan öğretmenime “Ben ‘na na na’ diye söyleyemiyorum, notalarıyla söylesem olmaz mı?” demiştim. Bu, herkesin kolaylıkla yapabileceği bir şey olmadığından, öğretmenim epey şaşırmıştı.
G.Ö: Senin içinde her gün çalan bir melodi var mı? Varsa, onu nasıl tarif edersin?
A.C.A: Pek böyle bir şey olduğunu söyleyemeyeceğim. Bazen içimde bir şeyler çalar, ama çalan hep aynı ezgi değildir. İçimde çalan özgün ezgilerden bazılarını YouTube kanalımda bulabilirsiniz.

G.Ö: Engelsiz Nota bugüne kadar 11.000 notayı görme engellilerin erişebileceği bir formata dönüştürdü ve dönüştürmeye devam ediyor. Eminim bu süreçte unutamadığın pek çok anı birikmiştir. “Bu hikâyeyi mutlaka anlatmalıyım.” dediğin bir anını bizimle paylaşır mısın?
A.C.A: Engelsiz Nota yararlanıcılarının hikâyelerini burada anlatmak belki daha etkili olurdu. Fakat ne yazık ki böyle bir hikâye yok. Kişi notaya ulaşmaya çalışıyordur, kendisi ya da hocası arar. Ben notanın erişilebilir olup olmadığını, erişilebilir değilse, nasıl erişilebilir hale getirebileceğimi anlatırım. Sonunda müzisyen notaya kavuşur. Nota eline geçtiğinde hissettiklerini ya da engelsiz notanın onun için sağladığı faydaları bilmiyorum, bu konuyu hiç önemsemedim açıkçası.
Şu anda aklımda direkt bir hikâye yok. Ancak sıklıkla notaya ulaşmaya çalışan görme engelli müzisyenler ya da adaylar beni arar, notaların erişilebilir olup olmadığını teyit etmemi rica eder, erişilebilir değilse nasıl erişilebilir hale getirebileceğimi anlatırım, sonunda müzisyen notaya kavuşur. Ancak böyle bir işe başlamak istediğimi çevremle paylaştığımda sevgili müzik öğretmeni Özgür Altınok kabartma notaları tarayarak dijital ortama aktarmaya yarayan Optical Braille Recognition adlı programı, bu programın ihtiyaç duyacağı donanım ve kendi kütüphanesindeki Braille kitaplarla birlikte bana vermişti. İki torba materyali trenle İstanbul’dan Ankara’ya getirdiğimi hatırlıyorum. Program çok eskiydi ve yalnızca Windows XP işletim sistemi üzerinde çalışıyordu. Bunun üzerine, şu an Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Araştırma Görevlisi Dr. Onur Yılmaz eşine ait ve Windows XP yüklü olan bilgisayarı bana vermişti. Benim için Engelsiz Nota’nın en güzel hikâyelerinden biridir.
G.Ö: Engelsiz Nota sayesinde Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde ilk Engelsiz Müzik Kütüphanesi kuruldu. Bu fikir nasıl ortaya çıktı? Bunun yanı sıra, Engelsiz Nota için hayalini kurduğun başka projeler var mı?
A.C.A: Engelsiz Nota 2020 yılında Türkiye Mozaik Foundation bünyesindeki Meltem Göçer Sanat Fonu tarafından bir yıl süreyle desteklendi. Bu desteğin bitimine yakın, sürdürülebilirliği sağlamak adına müzik bölümü olan ve ulaşabileceğimiz üniversitelerle iletişime geçmeye başladık. Çünkü asıl ihtiyaç sahipleri müzik bölümlerinde okuyan öğrencilerdi. Ayrıca üniversitelerde bilgisayarla nota yazabilecek bolca öğrenci ve akademik personel vardı.
Bu görüşmelerin birini Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi Engelsiz Öğrenci Birimi Koordinatörlüğünde Ankara MGÜ Müzik ve Güzel Sanatlar Eğitimi Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Gülbahar Urhan ile gerçekleştirdik. Aynı yıl aralık ayında beni üniversite tarafından düzenlenen çevrim içi bir etkinliğe davet ettiler ve fikir olgunlaştı. 2020-21 öğretim yılı bahar döneminde Gülbahar Hoca üniversitede “Görmeyen Bireylerde Nota Eğitimi” adlı seçmeli bir ders açtı ve bu dersi alan öğrencilerle Dandelot Bona kitabını Engelsiz Nota Kütüphanesi'nde yayımlanmak üzere bilgisayar ortamına aktardı. 2021 yaz döneminde de üniversite kütüphanesi bünyesinde Engelsiz Müzik Kütüphanesi biriminin kurulması için çalışmalara başladık. 2022 yılında ise birim, Türkiye Engelsiz Bilişim Platformu tarafından her yıl, engellilik alanında çeşitli çalışmalar yürüten kurumlara verilen Engelsiz Bilişim Ödülü’ne layık görüldü.
Dünyanın birçok ülkesinde görme engelliler için nota erişimi, o ülkelerin ulusal kütüphanelerinde oluşturulan birimlerde ya da üniversitelerin bünyesinde sağlanıyor. Bizim gibi sivil toplum kuruluşu bünyesinde bu işi yapan kuruluşlar oldukça az. Bu nedenle Engelsiz Nota için hayal ettiğim en önemli şey, bu işin artık devlet tarafından sahiplenilmesi, Milli Kütüphane ya da Millet Kütüphanesi koordinatörlüğünde müzik eğitimi ve konservatuvar bölümü olan tüm üniversitelerin katkısıyla ulusal erişilebilir nota ağının oluşturulması. Öte yandan, notaların bir gören tarafından okunup bir görme engelli tarafından yazılması, 20. yüzyılın tekniğiydi. 21. yüzyılın ilk çeyreğini bitirdiğimiz bu günlerde artık birçok şeyi yapay zekâ devralıyor. Hedefim, görme engelli müzisyenin temel sorunu olan, basılı ya da dijital notaları gören bireyler gibi anında okuyamama problemini, yapay zekâ destekli nota okuma ve çeviri sistemleriyle aşmak.
G.Ö: Engelsiz Nota’nın sürdürülebilirliğini sağlamak için bugün en çok hangi kaynaklara, desteklere ya da iş birliklerine ihtiyaç duyuyorsunuz?
A.C.A: 2026 Haziran ayı itibarıyla hâlâ, görme engelli birey mürekkep baskılı ya da dijital görsel bir notayı önüne koyarak anında kendisi okuyamıyor. Gören bir müzisyenin mutlaka o notaları görme engelliye okuması, yazdırması ya da bilgisayar ortamına aktarması gerekiyor.
Bu nedenle Engelsiz Notanın da ihtiyaç duyduğu en temel güç, görme engelliler için geliştirilen ve bilgisayarda yazılan notaları, kabartma yazıcıdan çıkarılabilir dijital Braille formata dönüştüren programların çalışma mantığına uygun formatta bilgisayarla nota yazmayı bilen, gören müzisyen ihtiyacı.
Bilgisayarla nota yazmak, başlı başına bir uzmanlık işi. Bu müzisyenler için, Word bilmek ya da telefon kullanmak gibi herkes tarafından öğrenilen ve bu işin doğası gereği yapılan bir iş değil. Üniversitede aldığınız fakat sonra asla üzerine düşmediğiniz seçmeli bir ders düşünün. Bilgisayarla nota yazmak bir müzisyen için tam olarak böyle bir şey.
Müzisyen genellikle nota yazmaz; yazılmış notaları icra eder. Nota yazması gerektiğinde çoğunlukla bunu elle yapar, çok nota yazması gerektiğinde ise gider, bu işi yapan birine ücreti karşılığı yazdırır. Bilgisayarla nota yazacak kişinin ise mükemmel bir müzik kulağına sahip olması gerekmez; karşısına çıkan notaları doğru şekilde okuyup bilgisayar ortamına aktarabilmesi yeterlidir.
Görme engelliler için nota yazmak, ayrıca uzmanlık gerektiren bir iştir. Nota kâğıdını grafiksel tabloya benzetebiliriz. Diyelim ki bir piyano notası yazıyorsunuz. Üst partideki bir sol notasının 3. parmakla çalınacağını belirteceksiniz. Notanın yanına bir 3 ifadesi girerek bunu fareyle notanın üstüne çektiğinizde, gören okuyucu o solün 3. parmakla çalınacağını anlar. Ancak, görme engelliler için nota çeviren bir program için o 3 ya görünmezdir ya da notadan önce gelen bir 3 ifadesidir ya da şarkı sözü gibi notanın üzerine yazılacak bir 3'tür. Görme engelli müzisyen de o 3'ün hangi notanın üzerine geldiğini bile kestiremediğinden, kendisine okuma zorluğu çıkaran bu 3'ün ne işe yaradığını hiç anlamaz. Yazdığınız 3'ün, görme engelliler için nota çeviren programlar tarafından da, parmak numarası olan 3 olarak algılanabilmesi için, o 3'ü, nota yazdığınız programın parmak numarası ekleme sihirbazından, parmak numarası 3 şeklinde tanımlayarak eklemeniz lazım. Bu da, Türkiye'de birçok nota yazımcının uygulamadığı bir yöntem.
Bu nedenle, Engelsiz Nota için, nota yazmayı bilen her gönüllüyü anında çalıştıramıyoruz. Önce bu konuda bir eğitime tabi tutmamız gerekiyor. Bu da, her kişi için zaman kaybı. Engelsiz Nota için nota yazacak düzenli nota yazımcılar, en çok ihtiyaç duyduğumuz ve tercih ettiğimiz insanlar. Ancak ne yazık ki bu noktada da devreye maddi beklentiler giriyor. Böylece, Engelsiz Nota’nın da en büyük sorunlarından biri maddi ihtiyaçlar haline geliveriyor. Elbette ki günümüzde, basılı ya da dijital görsel notaları bilgisayar ortamına aktarma adımını tamamen atlayabiliriz. Bugün tüm notalar basılmadan ya da dijital görsel haline gelmeden önce zaten bilgisayarda yazılıyor. Eğer notaların ilk kez bilgisayar ortamına yazıldıkları hallerini elde edebilirsek, yeniden yazma süreci ortadan kalkar, hem zaman, hem emek bakımından inanılmaz bir kar elde edilir. Üstelik, notayı yeniden dijital ortama aktaran kişinin bunu doğru yapıp yapmadığı endişesi de kendiliğinden kaybolur. Bu noktada da hem Türk bestecilerin, hem de yayınevlerinin iş birliğine ihtiyaç duyuyoruz.
G.Ö: Fark Yaratanlar Programı’nı üç kelimeyle anlatacak olsan hangi kelimeleri seçerdin? Bu kelimeleri seçmenin nedeni nedir?
A.C.A: Heyecan, gurur ve görünürlük. Heyecan çünkü Fark Yaratanlar Programı sürecinde şimdiden birçok yeni insanla tanıştım. Bu sürecin program boyunca ve sonrasında da devam edeceğini düşünüyorum. Gurur çünkü binlerce çalışma arasından seçilerek burada yer alıyorum. Bu da yaptığım çalışmanın yalnızca benim için değil, birçok insan için de anlamlı ve değerli görüldüğünü gösteriyor. Görünürlük çünkü aslında bu programın en önemli çıktılarından biri bu. Tek başıma Ali Caner Alpaslan olarak görünmekle birlikte bugüne kadar birçok sosyal girişimi desteklemiş Sabancı Vakfı ile birlikte görünmek çok daha güçlü ve anlamlı bir etki yaratıyor.
G.Ö: Seninle tanışan ya da hikâyeni okuyan birçok kişinin, bugüne kadar kendine söylediği bahanelerle yüzleşeceğini düşünüyorum. Kafasında sürekli “Yapmak istiyorum ama…” cümlesi dolaşan birine sormak isteyeceğin ilk soru ne olurdu? Neden bu soruyu sormak isterdin?
A.C.A: “Ama”, kendisinden önce gelen her cümleciği geçersiz kılan bir bağlaç. Bu nedenle sanırım soracağım en önemli soru, “Ama, ne?” olurdu.
Engelsiz Nota çalışmasını takip etmek için tıklayın.