Fark Yaratanlar
8.6.2026

Cesaretin Adı: Fark Yaratanlar 17. Sezon

Fark Yaratanlar Programımızın Gönüllüsü Günseli Özdemir, 11 – 12 Mayıs tarihlerinde gerçekleşen heyecan ve ilham dolu 17. Sezon Fark Yaratanlar buluşmasına dair deneyimlerini aktardı.

Fark Yaratanlar Programının 17. Sezon lansmanı ve öncesindeki hazırlık sürecinde geçirdiğim iki gün, bana çok önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı: Dünyanın tüm ağırlığı, bir insanın içindeki umuttan çok daha hafiftir. Topluma sundukları katkılarla umut veren kişilerin heyecanına, mutluluğuna ve haklı gururuna tanıklık ederken onlardan çok şey öğrendim. Filmi biraz geri saralım; lansman ve prova günlerinde yaşananlara hep birlikte tanıklık edelim.

Prova Günü, 11 Mayıs 2026

Fark Yaratanlar Programı'nı ilk izlediğimde, topluma ilham olan bu kişilerle bire bir tanışmayı ve onların hikâyelerini anlatmayı çok istemiştim. Yıllarca içimde büyüttüğüm bu hayalin, Fark Yaratanların 17. Sezonunda gerçeğe dönüşmesinin yarattığı büyük sevinçle prova gününde yerimi aldım.

Prova gününe geçmeden önce, 17 Sezondur varlığını sürdüren Fark Yaratanlar Programının detaylarından bahsetmek istiyorum. Sabancı Vakfı’nın “İyi haberler de var, iyi şeyler de oluyor. Bu hikâyeleri paylaşmamız lazım.” hayaliyle 2009 yılında hayata geçirdiği program, bu sezon 2.564 başvuruya ulaştı. Fark Yaratanlar seçim süreci; Danışma Kurulu değerlendirmesi ve mülakat görüşmeleri olmak üzere iki aşamadan oluşuyor. Danışma Kurulu’nda, farklı alanlarda çalışan ve kendi alanlarında uzman 17 kişi yer alıyor. Tüm başvurular titizlikle inceleniyor; olumlu ya da olumsuz fark etmeksizin her adaya başvuru sonucuna ilişkin bilgilendirme yapılıyor. Fark Yaratanlar, lansman etkinliğiyle kamuoyuna duyuruluyor. Lansmanla birlikte görünürlük kazanan Fark Yaratanlar, Destek Programı kapsamında çalışmalarını geliştirmek, yeni yollar keşfetmek ve etki alanlarını genişletmek için uzun bir yolculuğa adım atıyor.

Fark Yaratanlar Programına başvuranlar cesur davranıyor, inisiyatif alıyor ve hikayelerini daha çok insana anlatmak için heyecan duyuyorlar. Şimdi, aylar süren titiz değerlendirmelerin ardından 17. Sezona seçilen Fark Yaratanlar’ın prova ve lansman gününde neler yaşadığına birlikte bakalım.

Prova gününden önce Fark Yaratanları tek tek inceleyip hikâyelerini derinlemesine araştırırken, “İnsan isteyince nasıl da güzel işler yapıyor ve çevresini güzelleştiriyor.” diye düşünmüştüm. Onlarla bire bir tanıştığımda ise hayal ettiğimden çok daha fazlasını buldum. Hani masallarda hep iyiler kazanır ve biz de “Böyle şeyler sadece masallarda olur.” deriz ya; işte ben de prova gününde kendimi sanki bir masalın içine düşmüş, masal kahramanlarıyla tanışıyormuş gibi hissettim.

Prova gününde her bir detay büyük bir titizlikle gözden geçirilirken, defterime şöyle bir not düşmüşüm: “Hiç kimse olumsuz bir cümle kurmadı. Heyecan, gurur, telaş ve daha nicesi… Ama ‘yapamam’, ‘bu kötü olay sebebiyle’ ve benzeri cümleler yoktu.”

Impact Hub İstanbul kolaylaştırıcılığında düzenlenen atölyede, Fark Yaratanlar ile sahne deneyimi üzerine odaklanıldı. Her bir Fark Yaratan, lansman anındaki atmosferi önceden soluyarak kendileri için hazırlanan soruları yanıtladı ve ilham veren hikâyelerini paylaştı. Her sunumun ardından, bu kıymetli anlatıları daha da güçlendirecek kapsamlı geri bildirimler ve önerilerle interaktif bir ortam oluştu. Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı ekibinden Merve Özayıtgu ve Zeynep Neşe Aslan Fark Yaratanların kendilerini rahat hissetmesi için günü kolaylaştırdılar, her bir fark yaratanın kendisini özel hissetmesini sağlayacak dokunuşlarda bulundular.

En çok dikkatimi çeken şey ise Fark Yaratanların hepsinin ortak bir yönünün olmasıydı: Problemleri “eyvah eyvah” hâline getirmeden, “Ben ne yapabilirim, nasıl bir çözüm geliştirebilirim?” diyerek problemlere yapıcı bir bakış açısıyla çözüm yolları aramaları… İnsan böyle bir ortamda ister istemez kendini de sorguluyor; “Kaç bahane buldum? Kaç çözüm ürettim? En son neye cesaret ettim ve sonuna kadar gittim?” sorularını sormadan edemiyor.

Prova günü boyunca Fark Yaratanlar çok heyecanlı, hatta bir parça da endişeliydi. İçlerinden birinin, “Ben en son düğünümde bu kadar heyecanlanmıştım,” demesi üzerine herkesten farklı tonlarda “Ben de,” cümleleri yükselmeye başladı. Fakat işte fark yaratmak tam da böyle bir şeydi; ilham veren bu kişiler, prova sırasında yaşadıkları o telaşı akşam yemeğinde tatlı bir heyecana dönüştürmeyi başardı. Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan da akşam yemeğinde Fark Yaratanlarla bir araya geldi. Nevgül Hanım, Fark Yaratanlarla yemek boyunca içtenlikle sohbet ederek heyecanlarına ortak oldu. Nevgül Hanım'ın sıcak gülümsemesi ve ilgili soruları, lansman öncesinde tüm ekibin içine tatlı bir huzur olarak yansıdı.

Kahkahaların havada uçuştuğu, bol bol anıların anlatıldığı ve yeni planların konuşulduğu keyifli sofra, güzel karelerle taçlandı. O kareler aynı zamanda, azimle ve gönülden çıkılan yolculukların bir şekilde güzel manzaralara varacağının da sessiz birer kanıtıydı. Güneşi sofrada batırırken manzara bana şairin, “Yaşadın mı büyük yaşayacaksın; ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına” dizelerini anımsattı. Fark Yaratanlar; bir pedalla, bir nota ile, bir caretta caretta ile, analog kamera ile, çölyak tanısıyla, bir kuş sesiyle büyük yaşamaya cesaret ettiler.

Fark Yaratanlar 17. Sezon Lansmanı, 12 Mayıs 2026 

İyiliğin konuşulduğu, umudun dalga dalga yayıldığı Fark Yaratanlar 17. Sezon lansmanı, Şef Başak Doğan yönetimindeki Vibe Koro’nun büyüleyici dinletisiyle başladı. Salonun enerjisini yükselten bu performansın ardından sahne, 17. Sezonun ilham veren isimlerine bırakıldı. Fark Yaratanlar, başarı hikâyelerini anlatan kısa videoların ardından sırayla sahneye çıkarak Cüneyt Özdemir’in sorularını yanıtladı. 17. Sezonun Fark Yaratanları:

  • Engelsiz Nota, Engelsiz Müzik: 8 aylıkken görme yetisini kaybeden Ali Caner Alpaslan, Engelsiz Nota ile görme engellilerin nota erişiminde yaşadığı kısıtları kaldırıyor. Engelsiz bir dünya engelsiz bir müzik hayaliyle çalışmalarını sürdürüyor.

Ali, “Görme engelli bir bireye herhangi bir nota verdiğinizde, bu onun için boş bir sayfadan ibarettir. Onun bu notayı anlamlandırabilmesi için Braille formatında hazırlanması gerekir. Biz, Engelsiz Nota ile bugüne kadar yaklaşık 11 bin notayı görme engelli bireylerin erişebileceği formata dönüştürdük.” sözleriyle bugüne kadar yaptıkları çalışmaların önemini vurguluyor.

“Engelsiz Nota ile, müzik eğitimi almak isteyen görme engelli tüm bireylerin herhangi bir mücadeleye ihtiyaç duymadan bu eğitime erişebilmesini amaçlıyoruz. Hayalim, yapay zekâ ile bu çalışmalarımızı çok daha fazla görme engelli bireye ulaştırabilmek.” sözleriyle de Engelsiz Nota’nın gelecekte çok daha kapsamlı çalışmalara doğru yol aldığını ifade ediyor.

Ali, küçük yaşlarda tanıştığı ve büyük bir tutkuyla bağlandığı müziği; aynı tutkuyu taşıyan tüm görme engelli bireyler için erişilebilir kılmak adına kendi notalarının peşinden gitmeye ve özgün melodisiyle ilham vermeye devam ediyor.

 

  • Bağlar Kurduran Analog Fotoğrafçılık Deneyimi: Amar Kılıç & Serbest Salih, Fotohane Darkroom aracılığıyla Mardin’de fotoğrafı bir ifade ve iyileşme aracına dönüştürüyor. Farklı geçmişlere sahip çocuklara, analog fotoğrafçılık aracılığıyla kendi hikâyelerini anlatabilecekleri güvenli bir alan sunuyor. Karanlık odada beliren her fotoğraf, yalnızca bir görüntü değil; umut, aidiyet ve yeniden kurulan bir geleceğin sembolü oluyor

Amar, Murathan Mungan’ın “Çocukluk taşınabilen bir şeydir, alınsa da geçmişi elinden.” dizelerine atıfta bulunarak şöyle diyor: “Ben, içindeki çocuğu her zaman canlı tutmaya ve yaşatmaya çalışan biriyim. Ben çocukken çevremde fotoğrafçılık tekniklerini öğrenebileceğim kimse yoktu. Bu eksikliği hissettikten sonra Serbest’le bir araya geldik ve fotoğrafçılık üzerinden çocuklara ne katabiliriz diye düşünmeye başladık. Fotohane’ye gelen çocuklar ilk olarak yavaşlığı ve sabretmeyi öğreniyor. Burada kolektif bir şekilde eğlenerek öğrenmeyi ve üretmeyi deneyimliyorlar. Aynı zamanda hata yapmayı ve hatalarından ders çıkarmayı da öğreniyorlar.” sözleriyle fotoğrafçılığı çocuklar için nasıl kapsamlı bir deneyime dönüştürdüklerini anlatıyor.

Serbest ise, “Yıllardır çocuklarla atölyeler yapan biri olarak ben de onlardan çok şey öğreniyorum. Çocuklar karanlık odaya girdiklerinde adeta büyüleniyorlar. Biz, ihtiyaç olan her yerde bir Fotohane Darkroom hayal ediyoruz.” sözleriyle geleceğe dair hayallerinden ve her bir atölyenin onlar için ne kadar özel olduğundan bahsediyor.

Amar ve Serbest, analog fotoğrafçılığı çocukların yaşam boyu kullanacakları bir yaşam pratiğine dönüştürürken, hayatın her karesinde öğrenilecek bir şeyler olduğunu Mardin’in büyülü atmosferinde öğretmeye ve o anları fotoğraflamaya devam ediyor.

 

  • Eşitleyici Pedallar: 25 yıllık öğretmen Hakan Örs’ün geliştirdiği Bisikletli Okul modeli, bisikleti, yalnızca bir ulaşım aracı değil; kapsayıcılığı, sorumluluğu ve akran desteğini güçlendiren bir kültür aracı olarak konumlandırıyor. Her öğrencinin farklı biçimlerde sürece katıldığı bu yapı, okul iklimini daha güvenli ve paylaşımcı hale getiriyor. Aynı zamanda akran zorbalığının karşısında duruyor ve güçlü bir topluluk bilinci oluşturuyor.

Hakan,“Ben çocukken bisiklete bindiğimde arkadaşlarımla eşitlendiğimi hissederdim; bisiklet tutkum da o günlere dayanıyor. Pandemi dönemi sonrası okula dönen öğrencilerimde ekran bağımlılığının, akran zorbalığının ve daha pek çok sorunun arttığını gözlemledim. Bu duruma çözüm ararken aklıma çocukluk tutkum olan bisiklet geldi. Bisikletli Okul işte böyle başladı. Projeye başladığımızdan bu yana, beş yıldır okulumuzda akran zorbalığı görülmedi. Ayrıca, öğrencilerimizin desteğiyle 500 atıl bisikleti yeniden kullanıma kazandırdık.” sözleriyle projenin önemine ve yarattığı pozitif dönüşüme dikkat çekiyor.

“Ben akran zorbalığını günümüzün pandemisi olarak tanımlıyorum. Bisikletin ise bu pandeminin ilacı olacağına inanıyorum. Hayalim, Türkiye’nin her köşesinde bisikletli okullar görmek.” diyor ve çevrilecek daha çok pedal, gidilecek daha çok yol olduğuna vurgu yapıyor.

 

  • Birlikte ve Mutlu Beslenme: Özlem Şivecan, Manisa Çölyak ve Organik Beslenme Derneği ile çölyak hastalarının yaşadığı görünmez zorluklara dikkat çekiyor ve glütensiz yaşam konusunda farkındalık oluşturuyor. Düzenlediği çalışmalarla özellikle çocukların daha güvenli ve bilinçli bir beslenme ortamına erişmesine katkı sağlıyor. Bu süreçte umut ve dayanışmayı güçlendiren bir etki yaratıyor.

Özlem, “Kızım çölyak tanısı aldığında üç yaşındaydı ve o gün hayatımın en kötü günlerinden biriydi. Sonra, yalnız olmamalıyım diyerek diğer çölyak tanısı alan aileleri aramaya başladım. Onlarla buluşunca yüküm hafifledi,” sözleriyle derneğin tohumlarının nasıl atıldığını anlatıyor.

“Derneğimizi kurduktan sonra bir arayış içerisine girdik ve Meclis’e giderek çölyak hastalarının haklarını yasal olarak savunmak istedik. Derdimizi anlattık ve ertesi gün Türkiye’de ilk kez dört partinin ortaklaşa imzaladığı çölyak araştırma komisyonu kuruldu,” diyerek sürecin nasıl geliştiğini aktarıyor.

“Benim hayalim, başta çocuklar olmak üzere tüm çölyak hastalarının uygun fiyatlı glütensiz gıdaya erişiminin sağlanması ve sosyal hayata katılımlarının kolaylaşması,” diyen Özlem, çalışmalarına tüm hızıyla devam ediyor.

Annelik rolüyle “Çocuğumu nasıl besleyebilirim?” sorusuyla çıktığı bu yolculukta Özlem, bugün yalnızca kendi kızı için değil, tüm çölyak hastaları için çalışmaya ve üretmeye devam ediyor. Onun çalışmaları, “glütensizdir; bol sevgi ve bol emek içerir.”

 

  • Kıyı Ekosisteminin Bekçisi Olmak: Seher Akyol, DEKAFOK Kıyı Koruma Derneği’nde yürüttüğü çalışmalarla kıyı ekosistemlerinin korunmasına öncülük ediyor. Seher Akyol’un öncülüğünde yürütülen çalışmalar, dernek bünyesindeki bilim insanlarının aktif katkılarıyla bilimsel ve kanıta dayalı bir yaklaşımla hayata geçiriliyor.

Seher’in, oğlunun “Anne, bu son caretta olabilir.” sözleriyle bireysel bir çabayla başlattığı çalışmalar, bugüne kadar 45 bini aşkın öğrenciye ulaştı.

Seher, “Bir caretta caretta’nın doğumunu gördüğünüzde hayatınız değişiyor ve ‘Ömrüm önce evladıma, sonra caretta carettalara feda olsun’ diyorsunuz,” diyerek kendini adadığı ekosistemin korunmasının önemine dikkat çekiyor ve bilim insanları ile araştırmacılar öncülüğünde gerçekleştirilen çok sayıda çalışmadan bahsediyor.

Seher ayrıca, “Benim ülkemden araştırmacılar çıksın istiyorum. Dernek olarak tüm imkânlarımızla onları desteklemekten ve birlikte çalışmaktan mutluluk duyuyoruz,” sözleriyle kıyı ekosistemine duyduğu sorumluluğu bir kez daha vurguluyor.

Seher’in, tıpkı tek başına yumurtasından çıkmaya çalışan bir caretta caretta gibi başlayan hikâyesi; bugün kum zambaklarının ve Akdeniz foklarının da korunduğu geniş bir ekosistemin koruyuculuğuna dönüşmüş durumda.

 

  • Kuş Gözünden Kalp Gözüne: Yaz Güvendi, Kuş Kolektifi ile kaybolmakta olan türlerin ve geleneksel çalgıların sesini bir araya getirerek hem biyolojik çeşitliliğin korunmasına dikkat çekiyor hem de kültürel hafızanın canlı tutulmasına öncülük ediyor. Doğanın hissedilen, öğrenilen ve deneyimlenen bir alan olarak ele alınmasını amaçlıyor.

Yaz, “Doğayı korumaya onunla bağ kurarak başlıyoruz. Kuş Kolektifi de bu amaçla, doğayı korumaya farklı bir yerden bakmayı; daha pozitif bir perspektifle yaklaşarak insanların doğayla bağ kurmasını sağlama niyetiyle başladı,” sözleriyle, doğayı korumaya ürkütücü bir yerden değil, umut veren bir yerden bakmaya çalıştıklarının önemine değiniyor.

“Hayalim; insanların doğayla kurduğu bağı güçlendirmek, doğayı sadece öğrenilen değil, hissedilen ve parçası olduğumuz bir alan olarak kurgulamak ve pozitif aktivizmi yaygınlaştırmak. Kuş gözlem kültürü oluşturarak ve farklı disiplinlerden oluşan bir topluluk kurmak,” diyen Yaz, en sevdiği kuş türlerinden olan “urkeklik” ile filizlenen yolculuğuna devam ediyor. Kuş Kolektifi, bir kuşun kanadının arasındaki hava boşluğu misali, her çırpışta iz bırakmaya devam ediyor.

 

Başarı hikâyelerinin ardından Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı şöyle konuştu: “İçlerinde fark yaratma arzusu taşıyarak, cesaretle bu yıl başvuruda bulunan 2.500’den fazla kişiye teşekkür ediyorum. Bugün yine umut doluyum. Bugün seçilen 6 proje ve bugüne kadar andığımız 228 projede sorumluluk alma, sahip çıkma ve cesaret gösterme ön plana çıkıyor. Ne mutlu ki bu parçalar bir araya gelebiliyor. En mutluluk verici olan ise bu topluluğun bir araya gelmesi, sorumluluk alması, cesaret göstermesi ve kartopu etkisini her yıl daha da büyütmesi.”

Güler Sabancı’nın konuşmasının ardından Fark Yaratanlara plaketleri verildi ve toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi. Umut dolu gece, networking alanında devam etti. Davetliler birbirleriyle ve Fark Yaratanlarla sohbet ederek yeni köprüler kurdu. Ortamda kalan en güçlü his ise şuydu: umut gerçekten bulaşıcıydı ve paylaştıkça büyüyordu.

Günseli Özdemir

Benzer Haberler Tüm Haberler

Zero Project 2020 aday listesinde Fark Yaratanlar damga vurdu!
5.11.2019

Zero Project, engelsiz bir dünya misyonu ile çalışmalarına devam eden Zero Project, dünya çapında engelli bireylerin ...

Devam
Küresel Filantropi Ağı’ndan ziyaret!
5.11.2019

Dünyanın dört bir yanından hayırsever ailelerin oluşturduğu Küresel Filantropi Ağı’ndan bir heyet; 7. Sezon Sabancı Vakfı Fark Yaratanı Temel İhtiyaç Derneği...

Devam
11. Sezon Başvuruları Başladı!
5.11.2019

“Fark Yarat Hayatlar Değişsin!” diyen Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı, toplumsal gelişmeye katkıda bulunan kişilerin hikâyelerini Türkiye çapında daha fazla görünür kılmak ve diğer insanlarda ...

Devam
Sonuç bulunamadı, lütfen arama kriterlerinizi değiştirip tekrar deneyin.
Newsletter
E-Bülten

Size ilham verecek haberleri bültenimize kaydolarak e-posta adresinize alabilirsiniz.